Zekâi Dede - Suzidil Mevlevi Ayini

11 Aralık 1988. Istanbul Devlet Klasik Türk Müziği Korosunun icrası. Yer: AKM  Sözler:                                     Yâ sagîre’s-sinni ya ratbe’l-beden Yâ karîbe’l-ahdi min şürbi’l-leben Ruhuhû rûhî ve rûhî ruhuhû Men reâ rûhayni âşâ fî beden Sahha inde’n-nâsi ennî âşıkun Gayru en lem ya‘rifû aşkî bi-men Vezni: Fâilâtün fâilâtün fâilün [Remel] A yaşı küçük, bedeni ter ü taze dilber; a süt emme çağına daha yakın olan, bu yüzden de Tanrı ahdine bizden daha yakın bulunan güzel! Onun canı benim canım; benim canım da onun canı; bir bedende iki canın yaşadığını kim görmüştür? Halk, adamakıllı anladı gitti benim âşık olduğumu; yalnız kime âşığım, onu bilemiyor kimse. Tâ âşık-ı an yârem bî-kârem u bâ kârem Ser-geşte vü pâ-ber-câ mânende-i pergârem İkrâr me-kün hâce men bâ tü ne-mî gûyem Men mürde ne-mî şûyem men hâre ne-mî hârem Vezni: Mef‘ûlü mefâîlün mef‘ûlü mefâîlün [Hezec] O sevgiliye âşık olduğumdan beri hem işsiz güçsüzüm, hem de işte güçteyim. Pergel gibi, bir ayağım sâbit, başım ise dönmekte. Ey efendi! Sen (istersen) kabûl etme; (zaten) ben sana söylemiyorum ki! Ben ölü yıkayıcısı, kaya yontucusu değilim. İn kîst in in kîst in şîrîn ü zîbâ âmede Sermest ü na‘leyn der begal der hâne-i mâ âmede Hâne der ô hayran şüde endîşe ser-gerdan şüde Sad akl u can ender peyeş bî-dest ü bî-pâ âmede Ey ma‘den-i âteş bi-yâ âteş çi mî cûyî zi mâ Vallah ki mekrest ü değâ in nâgeh incâ âmede Rû-pûş çün pûşed tü-râ ey rû-yi tü şemsü’d-duhâ Ey künc-i hâne ez ruhat çün deşt ü sahrâ âmede Vezni: Müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün müstef‘ilün [Recez] Kimdir bu, kimdir bu ki tath-tatlı, güzel-güzel gelmiş; sarhoş, ayakkabları koltuğunda, evimize girmiş. Ev ona hayran, düşüncenin başı dönüyor; huzurunda yüzlerce akıl, yüzlerce can, elsiz ayaksız bir hale düşmüş. Ey ateş madeni, gel. Bizden ne diye ateş istersin? Ey zamansız gelen sevgili, andolsun Tanrı’ya, bu bir hile, bir afsun. Ey yüzü kuşluk güneşi gibi parlak güzel, ey evin bucağı, yüzünün nuruyla sahraya, ovaya dönen sevgili, duvak nasıl gizliyebilir seni? Ne-dâred pây-ı aşk-ı ô dil-i bî-dest ü bî-pâyem Ki rûz u şeb çü mecnûnem ser-i zencîr mî hâyem Hayâlât-ı heme âlem egerçi âşinâ dâned Be hun garke şeved billâh eğer in râz büg’şâyem Vezni: Mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün [Hezec] Elden ayaktan kesilmiş olan gönlümde, onun aşkına direnecek tâkat yok. Deli gibiyim; gece gündüz zincirin ucunu dişliyorum. Bütün dünyadaki hayaller, yüzme bilirler ama, bu sırrı açarsam, billâhi (hepsi) kanda boğulur. İKİNCİ SELÂM Geh çerh-zenan hem-çün felekem Geh bâl-zenan hem-çün melekem Çerham pey-i Hak raksam pey-i Hak Men z’ân-ı veyem nî müşterekem Vezni: Fa‘lün feilün fa‘lün feilün [Mütedârik] Kâh gökyüzü gibi dönmedeyim, kâh melek gibi kanat çırpmada… Dönüşüm de Allah için, oynamam da Allah için. Ben O’ndanım (ama, onunla) birleşmiş (ortak) değilim. ÜÇÜNCÜ SELÂM Perde-i dîğer me-zen cüz perde-i dildâr-ı mâ An hezâran Yûsuf-ı şîrîn-i şîrinkâr-ı mâ Yûsufan râ mest kerd ü perdehâ-şan ber derîd Gamze-i çeşmân-ı mest-i an şeh-i hunhâr-ı mâ Vezni: Fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün [Remel] O her işi tatlı, şirin, binlerce Yûsuf’a bedel olan sevgilimizin perdesinden başka bir perdeye vurma. O kan dökücü padişahımızın baygın gözlerindeki yan bakış, (nice) Yusufları mest etti; perdelerini yırttı! Ey ki hezâr âferin bu nice sultân olur Kulu olan kişiler hüsrev ü hâkân olur Her ki bugün Veled’e inanuben yüz süre Yoksul ise bay olur bay ise sultân olur Vezni: Müfteilün fâilün müfteilün fâilün [Münserih] Binlerce tebrikler! Bu nasıl bir sultandır ki hizmetçisi olanlar, padişah olur. Bugün her kim (Sultan) Veled’e inanıp yüz sürerse, fakir ise bey olur, bey ise sultan olur. Ser be girîban dürüst sôfi-i esrâr râ Tâ çi ber âred zi gayb âkıbet-i kâr râ Âb be hâk âmede bâd ber âteş zede Aşk be hem ber zede hayme-i in çâr râ Vezni: Müfteilün fâilün müfteilün fâilün [Münserih] Sırlara (dalmış olan) sûfi, işin sonunda gaybdan ne zuhûr edecek diye başını iyice koynuna sokmuş (beklemekte)… Su toprağa gelir, rüzgâr ateşe düşer… Aşk ise bu dördünün çadırını kırıp geçirir. Bâde dih an yâr-ı kadeh-bâre râ Yâr-ı turuş-rûy-i şeker-pâre râ Hâmuş kün güft ez in âlemest Terk kün in âlem-i gaddâre râ Vezni: Müfteilün müfteilün fâilün [Serî] O kadehe düşkün dosta, (o) ekşi yüzlü, şeker parçası sevgiliye kadeh ver. Sus! Söz, bu âlemdendir. Şu zâlim dünyayı bırak! Ah güzelin aşkına hâlâtına Yandı yürek aşk harârâtına And içeyim gayrı güzel sevmeyim Tanrı’ya vü Tanrı’nın âyâtına Vezni: Müfteilün müfteilün fâilün [Serî] Ah, güzelin aşkından ve hallerinden! (Onun aşkının) ateşleriyle yüreğim yandı. Allah’a ve âyetlerine yemin ederim ki artık güzel sevmeyeceğim. Ey kâşif-i esrâr-ı Hudâ Mevlânâ Sultân-ı bekâ şâh-ı fenâ Mevlânâ Aşk etmededir Hazretine böyle hitâb Mevlâ-yı gürûh-ı evliyâ Mevlânâ Vezni: Mef‘ûlü mefâîlü (mefâilün) mefâîlün fa‘ (mefâîlü feûl) [Hezec/Rub.] Ey ilâhi sırların kâşifi Mevlânâ! Fenâ ve bekâ sultanı Mevlânâ! Aşk, zâtına böyle hitap etmektedir: Veliler topluluğunun efendisi Mevlânâ! DÖRDÜNCÜ SELÂM Sultân-ı menî sultân-ı menî Ender dil ü can îmân-ı menî Der men bi-demî men zinde şevem Yek cân çi şeved sad cân-ı menî Vezni: Fa‘lün feilün fa‘lün feilün [Mütedârik] Sultânımsın, sultânımsın; cânımda, gönlümde imânımsın. Bana üflersen ben dirilirim. Bir cân da nedir? Yüz cânımsın.

YORUM EKLE